|
Şia'nın Tarihçesi
10- HİCRETİN İKİNCİ ASRINDA ŞİA Hicri ikinci asrın ilk otuz yılının sonlarına doğru, Ümeyye oğullarının zulümleri sonucu meydana gelen kanlı savaşlar ve inkılaplar sürerken İran'ın Horasan kesiminde Resulullah'ın Ehl-i Beyti adına bir davet gerçekleşmişti. Bu davetin asıl başlatıcısı İranlı Ebu Müslim-i Muruzi adlı bir komutan idi. O, Emevilere karşı kıyam edip, Emevi hilafetini devirmeye kadar ilerledi.[1] Bu hareket ve inkilap, Şia'nın köklü tebliğinden kaynaklanmasına ve hatta bu hareketi başlatanların, üstü kapalı olarak Ehl-i Beyt'ten beğenilmiş bir kişi için biat almalarına rağmen bunların hepsi Şia rehberlerinin doğrudan doğruya emri veya işaretiyle gerçekleşmemişti. Ebu Müslim, hilafet adına topladığı biati, Medine'de İmamiyye Şiasının altıncı imamına sunarken, o kesin olarak kabul etmemiş, Ebu Müslim'e: "Ne sen benim adamlarımdansın ne de zaman benim zamanımdır." diye buyurması bu sözün tanığıdır.[2] Sonunda Abbas oğulları Ehl-i Beyt adına hilafeti ele geçirdiler.[3] Başlangıçta birkaç gün halka ve Ali evladına hoş yüz gösterdiler hatta alevi şehitlerinin intikamını alma adına Ümeyye oğullarını katlettiler. Beni Ümeyye halifelerinden kabrini söküp bulduklarını yaktılar.[4] Ama kısa bir süre sonra onlar da Ümeyye oğullarının zulümce davranışlarını kendilerine metot edinip haksızlık yapmak ve İslam kanunlarına karşı kayıtsızlıkta onlardan geri kalmadılar. Dört Ehl-i Sünnet mezhebinden birisinin reisi olan Ebu Hanife, Mensur tarafından hapsedildi ve birtakım işkencelere maruz kaldı. Ehl-i Sünnet mezheplerinden diğer birisinin kurucusu olan Ahmed b. Hanbel, kırbaçla dövüldü.[5] Şia'nın altıncı imamı Cafer Sadık (a.s), birçok işkence ve eziyetlerden sonra zehirle şehit edildi.[6] Alevileri (Ali evladını) bölük bölük öldürüyorlar, bir kısmını diri diri gömüyorlar yahut yapılan devlet yapılarının veya duvarlarının arasına taş yerine konularak üstlerine taşlar yığılarak öldürülüyorlardı. Abbasi halifesi Harun zamanında İslam imparatorluğu yayılmış ve güç sahibiyken ve İslam ordusu dünyanın batı ve doğusunda ilerlerken hatta Halife bazen güneşe bakıp "Dilediğin yeri ısıt, nereyi aydınlatırsan aydınlat, orası benim ülkemdir." derken halifenin sarayının birkaç adım ötesinde Bağdat köprüsünde memurlar yoldan geçen halktan izinsiz ve habersiz geçit hakkı (parası) alıyorlardı. Hatta bir gün Halifenin kendisi köprüden geçmek isterken önünü kesmişler ve geçit parası istemişlerdi.[7] Abbasi Halifesi Emin, bir şarkıcının iki mısralık, şehveti tahrik edici sözü ile kendisini şehvete getirdiğinden dolayı şarkıcıya üç milyon dirhem bağışlamıştı. Şarkıcı sevinçten halifenin ayaklarına kapanarak "Ey Emir-el Müminin bu kadar parayı bana mı bağışladın?" dediğinde, Halife "Bu bağışı, ülkenin tanınmayan bir yerinden alıyoruz." diye küçümsemiş ve önemi yoktur demişti.[8] Müslümanların Beytülmali olarak Dar-ül Hilafeye akan servet, halife adını takınanların halkı ezmeleri ve heveslerini gidermeleri yolunda harcanıyordu. Abbasi halifelerinin sarayında, periler gibi güzel cariyelerin, güzel erkek ve kız uşakların sayısı binleri aşmaktaydı. Hakikatte Şia'nın durumu Emevi devletinin yıkılışı ve Abbas oğullarının iş başına gelmesiyle hiç değişmemişti. Ne var ki zalim düşmanlar isim değiştirmişlerdi. 11- HİCRETİN ÜÇÜNCÜ ASRINDA ŞİAŞia, üçüncü yüzyılın başlamasıyla rahat bir nefes alabildi. Bunun nedeni evvela birçok felsefi ve ilmi kitapların Yunanca ve Süryanice'den Arapça'ya çevrilmesi, halkın akli ve kanıtsal bilgileri öğrenmeye yönelmesi, bunun yanı sıra Mutezile mezhebine mensup olan Abbasi halifesi Me'mun'un (195-218) mezhepler hakkında akli kanıtlara olan ilgisi ve neticede mezhepler ve dinler hakkında konuşmaya verdiği serbestliğin tamamen yayılmasıydı. Şii alimler ve mütekellimler (Kelam ilmi bilginleri) bu serbestlikten faydalanıp, ilmi çalışmalarda ve Ehl-i Beyt mezhebini tebliğ etmede bütün çabalarını gösterdiler.[9] İkinci neden de Abbasi halifesi Me'mun'un siyasi nedenlere göre, İmamiyye Şiası'nın sekizinci imamını kendisine vezir ve veliahd tayin etmesiydi. Böylece Aleviler ve Ehl-i Beyt taraftarları biraz olsun devlet makamlarının haksızlıklarından uzak kalmış, az çok özgürlükten yararlanabilmişlerdi. Ama bu durum pek fazla sürmedi. Kılıcın keskin tarafı yine Şiilere doğru yöneldi. Yine her şey unutuldu ve geçmişler yeniden, bilhassa Ali ve taraftarlarıyla has düşmanlığı olan Abbasi halifesi Mütevekkil'in (232-247) hilafeti döneminde tekrarlanmaya başladı. İmamiyye Şiası'nın üçüncü imamının Kerbela'da olan mezarının yerle bir edilmesi de onun emriyle gerçekleştirilmişti.[10] 12- HİCRETİN DÖRDÜNCÜ ASRINDA ŞİAHicri dördüncü asırda Abbas oğulları hilafetinin zayıflaması ve Al-i Büveyh padişahlarının ortaya çıkması gibi Teşeyyü mektebinin yayılmasına ve güçlenmesine yardımcı olan bir takım sebepler oluştu. Şii olan Al-i Büveyh padişahları hilafetin merkezi olan Bağdat'ta ve hakeza Halifenin kendisinde tam bir nüfuz ve etkinliğe sahiptiler.[11] Bu güç, Şia mezhebine muhalif olan ve her zaman Şiileri hilafet gücüne dayanarak ezen mezhep iddiacılarına karşı Şiilerin mezheplerini aşikar bir şekilde tebliğ etmelerini sağladı. Tarihçilerin görüşüne göre, dördüncü yüzyılda büyük şehirler dışında Arap yarımadasının hepsini veya büyük bir kısmını Şiiler kaplamışlardı. Bunun yanı sıra, Hecer (Bahreyn), Umman ve Sa'de gibi bazı şehirlerin sakinleri Şiiydiler. Eskiden beri Ehl-i Sünnet merkezi olarak tanınan ve Şiilerin merkezi sayılan Kufe ile mezhebi açıdan rekabette bulunan Basra şehrinin büyük bir kısmı Şii idiler ve yine Trablus, Nablus, Taberiyye ve Halep şehirlerinde birçok Şii bulunmaktaydı. İran'ın Ahvaz ve Halic-i Fars sahillerinin bir kesimi Şia mektebine mensup olanlardandı.[12] Bu yüzyılın başlangıcında, yıllardan beri İran'ın Kuzey kesiminde tebliğde bulunan "Nasır Otrus" Taberistan bölgesini istila edip, saltanat kurdu ve birkaç soy devam etti. Otrus'dan daha önce Taberistan'da Hasan b. Zeyd-i Alevi, yıllar boyu saltanat etmişti.[13] İsmaili mezhebinin tabilerinden olan Fatimiler bu yüzyıl içerisinde Mısır'ı ele geçirmiş, uzun süreli (296-527) ve geniş çapta saltanat kurmuşlardı.[14] Bağdat, Basra ve Nişabur gibi büyük şehirlerde Şiiler ve Sünniler arasında birçok çatışmalar meydana geliyor, bazılarında Şiiler kazanıyor ve galip geliyordu. 13- HİCRETİN BEŞİNCİ ASRINDAN DOKUZUNCU ASRINA KADAR ŞİABeşinci asırdan dokuzuncu asrın sonlarına kadar aynen dördüncü yüzyılda Şia'ya olan yönelme ve Şia'daki artış devam etmekteydi. Bu arada iş başına geçen Şia mezhebine tabi padişahlar da Teşeyyü mektebini yaymaktaydılar. Beşinci yüzyılın sonlarına doğru İsmailiyye daveti Elemut kalelerinde kök attı ve bu mektep mensupları yüz elli yıla yakın bir zaman İran'ın orta kesiminde tam özgürlük içerisinde yaşadılar.[15] Ve Mer'aşi Seyitler Mazenderan'da uzun yıllar saltanat sürdüler.[16] Moğol padişahlarından "Şah Hudabende" Şia mektebini seçti. Ve böylece ondan sonra uzun seneler İran'da saltanatlık yapan Moğol padişahları Teşeyyü mektebini yaydılar. Tebriz'de hükümet eden ve hükümetleri Fars ve Kirman sınırına kadar uzanan Kara koyunlu ve Ak koyunlu padişahları da böyle idiler.[17] Hakeza Mısır'da Fatimiler'in kurduğu hükümet uzun yıllar ayakta kaldı. Elbette Şia'nın mezhebî gücü, zamanın padişahlarına göre fark ediyordu. Nasıl ki Fatimiler hükümetinin yıkılması ve Al-i Eyyüb sultanlarının iş üstüne gelmesiyle sayfa değişmiş, Mısır ve Şamat bölgelerinde yaşayan Şiiler, mezhebî özgürlükten yoksun kalmışlar ve bir çok kesimi kılıçtan geçirilmişlerdi.[18] Şehid-i Evvel (ilk şehit) diye anılan, Şia fıkhının dahilerinden olan ve yedi yüz seksen altı hicride Dimeşk şehrinde Şiilik suçuyla şehit edilen Muhammed b. Muhammed Mekki, bunlardan birisidir.[19] Şeyh İşrak Şihabüddin Suhreverdi de Halep'te felsefe suçuyla öldürüldü.[20] Hülasa, Şia'nın bu beş asırda nüfus bakımından artış gösterdiği söylenebilir. Kudret ve mezhebi özgürlük açısından da hüküm sürenlerin mezhep ve meşreplerine, siyasi havanın uygun yahut aksi esmesine tabi idi. Bu süre içersinde Şia mezhebi, İslam ülkelerinin hiçbirinde resmi mezhep olarak ilan edilmedi. 14- HİCRETİN ON VE ON BİRİNCİ ASRINDA ŞİAHicri 906 yılında, Şii tarikat şeyhlerinden olan ve hicri 735 yılında vefat eden Erdebilli şeyh Safiyy ailesinden on üç yaşında bir genç babasının taraftarlarından üç yüz dervişle bağımsız ve güçlü bir Şia hükümeti kurma amacıyla kıyam edip İran'ın ağalık düzenini kaldırmaya ve ülkeyi genişletmeye başladı. Yerli padişahlarla özellikle Osmanlı imparatorluğunu yöneten Al-i Osman padişahlarıyla yaptığı kanlı savaşlar sonucunda parça parça olmuş İran'ı bir bütün ülke haline getirmeyi ve Şia mezhebine kendi devleti egemenliğinde resmiyet vermeyi başardı.[21] Safevi padişahlarından İsmail Şah'ın ölümünden sonra Safevi silsilesinden olan padişahlar on ikinci yüzyılın ortalarına kadar saltanat ettiler. Bunların her birisi İmamiyye Şiası mezhebinin resmi din olmasını teyid ve tespit ettiler. En güçlü dönemlerinde (Şah Abbas-ı Kebir zamanı) ülkeyi genişletmiş ve Şiilerin nüfus sayısını şimdiki İran'ın (1384 Hicri Kameri yılı) iki kat fazlasına ulaştırdılar.[22] Şia topluluğu bu iki yüz elli senede, diğer İslam ülkelerinde de önceleri gibi kendi tabii artışını göstermiştir. 15- HİCRETİN ON İKİNCİ ASRINDAN ON DÖRDÜNCÜ ASRINA KADAR ŞİASon üç yüzyılda Şia, mezhebî açıdan ilerleme hususunda önceki tabii seyrini sürdürmüştür. Yaşadığımız hicri on dördüncü yüzyılın sonları, Teşeyyü mektebinin İran'da genel resmi mezhep olarak tanınma dönemleridir. Yemen ve Irak'ta cemiyetin çoğunluğunu Şiiler teşkil etmektedirler. Dünyadaki Müslüman ülkelerin hemen hemen hepsinde az çok Şii vardır. Toplam olarak dünyanın çeşitli yerlerinde yüz milyona yaklaşık Şii yaşamaktadır.
[1]- Yakubi, c.3, s.78. Ebu'l Fida c.1, s.208 ve diğer tarih kitapları. [2]- Yakubi Tarihi, c.3, s.86. Muruc-uz Zeheb, c.3, s.268. [3]- Yakubi Tarihi, c.3, s.86. Muruc-uz Zeheb, c.3, s.270. [4]- Yakubi Tarihi, c.3, s.91-96. Ebu'l Fida Tarihi, c.1, s.212. [5]- Yakubi Tarihi, c.3, s.198. Ebu'l Fida Tarihi, c.2, s.33. [6]- Bihar-ul Envar, c.12, Hz. Sadık'ın Hayatı bölümü. [7]- "Bağdat köprüsü" hikayesi. [8]- Ebu'l Ferec'in "el-Eğani" kitabında, Emin Hikayesi bölümü. [9]- Tarih kitapları. [10]- Ebu'l Fida ve diğer tarih kitapları. [11]- Tarih kitaplarına müracaat ediniz. [12]- El-Hazaret-ül İslamiyye, c.1, s.97. [13]- Muruc-uz Zeheb, c.4, s.373. Milel ve Nihel, c.1, s.254. [14]- Ebu'l Fida Tarihi, c.2, s.63 ve c.3, s.50. [15]- Kamil, Ravzetu-s Safa ve Habib-us Siyer tarihleri. [16]- Kamil ve Ebu'l Fida tarihleri, c.3. [17]- Habib-üs Siyer Tarihi. [18]- Habib-üs Siyer, Ebu'l Fida ve diğer tarih kitapları. [19]- Revzat-ül Cennat ve Riyaz-ül Ulema, Reyhanet-ül Edeb, c.2, s.365'ten naklen. [20]- Ravzat, Mecalis ve Vefeyat-ül A'yan kitapları. [21]- Ravzat-us Safa, Habib-us Siyer ve diğer benzeri kitaplar. [22]- Ravzat-us Safa ve Habib-us Siyer.
|